SEALDREAM

SANATIN SONSUZLUĞA SELAMI-DÜŞLERİNE DOKUN-AMA BÜYÜSÜ BOZULMASIN
 
AnasayfaİNTROTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 60
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA   Cuma Tem. 24, 2009 7:07 pm

TÜRK DİLİ TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR, ZİHNİDİR!.. (1938)

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
*****************************

TÜRK İNSANI'nın aynı şeyleri düşünmesi, aynı şeyleri hissetmesi ancak TÜRKÇE ile mümkündür. Sadece kelimelerin TÜRKÇE olması yetmez; kavramların, o kelimenin benimsenmesine yol açan olayların da TÜRK KÜLTÜRÜ ile bağlantılı olması gerekir. Öyle olmadığı zaman, kişiler söyleneni anladığını zanneder ama, aslında hiç bir şey anlamaz.


Bir misal verelim:



Son zamanlarda "aydın"larımız arasında sık sık kullanılan bir tabir vardır: GÜNAH KEÇİSİ!.. Kullanan da ne kastettiğini bilmez ya, bizim gariban insanımız "günah" ile "keçi"yi bir türlü bağdaştıramaz!.. Keçi mi günah işlemiştir?.. Keçiye dokunmak mı günahtır?.. "Günah koyunu" veya "sevap keçisi" de var mı?.. "Keçi inadı"nın bu işle alakası var mı?.. Velhasıl işin içinden çıkamaz.



Sebep basittir. "Günah keçisi" kavramı Hıristiyan kültürünün bir parçasıdır! Bu tabirin İngilizce aslı "scape-goat"tur ve anlamı "başkasının namına vebali üstlenen"dir, günahla hiç alakası yoktur ama, keçiyle ilişkilidir.



İncil'de "HZ.İSA'nın bir gün cinlerin tasallutuna uğramış birisine rastladığı, onlarla uzun süre adamı bırakıp gitmeleri için müzakere ettiği, sonunda cinlerin kendilerine gidecek başka bir beden bulunduğu takdirde adamı rahat bırakmaya razı oldukları, HZ. İSA'nın da onlara orada otlamakta olan iki keçiyi gösterdiği, cinler adamı bırakıp keçilere geçince, zavallı hayvanların dellenip kendilerini uçurumdan attıkları" uzun uzun anlatılır!..



Kısacası, Hıristiyan zihinlerde bu kavram, "başkasını kurtarmak için uçuruma atılan adam" olarak şekillenir, ama TÜRKİYE'de sorduğumuz hiç bir aydın buna cevap verememiştir. Veremez de!.. Çünkü İngilizce bilse de, Hıristiyan kültürü ile yetişmemiştir.



İşte onun için biz, kelimelerin TÜRKÇE olmasını yeterli bulmuyoruz. Kavramların da kültürümüzden kaynaklanmasını istiyoruz. Bizce "şamar oğlanı", hatta "enayi" kelimesi bile bu tabirle anlatılmak isteneni daha iyi ifade eder.



Bir batka misal de, "double it!" tabirinin TÜRKÇE'ye "ikile!" diye sokulmak istenmesidir. Özellikle Amerikan filmlerinde sık geçen bu ifade, "acele et, hızlan" anlamındadır. Ama TÜRKÇE tercümesi, duyana hiç bir şey ifade etmez. Bizde "tekleme" (arıza yapma) vardır,"ikilettirme" (iki kere söyletme) vardır da, "ikileme" hiç yoktur!..



Bir de yabancıların bizleri kandırmak için kullandıkları kelimeleri aynen tercüme ederek oyuna geldiğimiz durumlar vardır. Mesela Amerikan "yardımı"!..



Yardım kelimesi TÜRKÇE'de "karşılık beklemeden verilen destek" anlamınadır. Halbuki Amerika'nın verdiği, "yüksek faizli kredi" ile "kullanılması şarta bağlı hurda malzeme"dir.



Hurda malzeme "sadaka" statüsüne bile girmez. Çünkü İSLAM'da kendi beğenmediğini, atacağını başkasına vermek sadaka sayılmaz!.. (Bakara 267. ayet) Yüksek faizli kredi ise,"borç" dahi sayılmaz. Borç, TÜRKÇE'de "faizsiz" ve "şartsız" maddi destek demektir. Faizle borç verene TEFECİ denir!..



Kısacası, TEFECİ AMERİKA'nın sık sık "keserim ha!" diye tehditler ile verdiği, olsa olsa KREDİ ve HURDA'dır, YARDIM DEĞİL!.. TÜRKÇE'MİZİ DÜZELTELİM!



Bazı zibidi sözde bilim adamları bu kafayla yabancı ansiklopedileri (Meydan Laourusse, Büyük Laourusse) tercüme edip basarken, bu kültürsüzlüklerini ortaya koymuşlar, HZ. SÜLEYMAN'a Kral Solomon, HZ. DAVUD'a Kral David, KUDÜS'e Jerusalem, ŞAM'a Damascus demişler; böylece anlattıklarını içinden çıkılmaz hale getirmişlerdir.



Bir de ucuza tercüme edilen film ve diziler vardır ki, gülmekten karnınız yarılır. Meşhur Ömer Hayyam filminde Anadolu'yu fetheden Sultan Alparslan "kral" olmuş, meşhur Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk tanınmaz hale gelmiş, Hasan Sabbah'ın tarikatı Haşhaşin fedaileri ise "kaatiller" diye adlandırılmıştır. Gel de çık işin içinden!..



Öte yandan dilimize girmiş bir "ukala" kelimesi vardır ki, Arapça'da "akıllı adamlar" manasına gelir. Ama TÜRKÇE'de "bilgiçlik taslayan" anlamında kullanılır... Yani bu Arapça asıllı kelime, TÜRKÇE olmuştur, Arap artık onu tanımaz!



ATATÜRK'ün arzusu bu ülkede TÜRKÇE bilmeyen insan kalmamasıdır. Ama öğretilmesi gereken TÜRKÇE; insanımızın kültürüne, inancına uygun bir TÜRKÇE olmalıdır. Geçmişini, dinini, edebiyatını anlayabileceği TÜRKÇE olmalıdır.



Bazı ne idüğü belirsiz kimselerin bir odaya kapanıp icat ettiği, her 20 yılda bir değişen ve değil uzak geçmişi; kişilerin babalarını, dedelerini bile anlayamadıkları bir "Öz Türkçe", TÜRKÇE olmaktan çıkmış, piçleşmiş bir dildir!

Umarım iyi anlayışla!..

Özkan BOSTANCI

ozkanbostanci.blogcu.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 60
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA   Cuma Tem. 24, 2009 7:09 pm

TÜRK DEVLET GELENEĞİ DEMOKRASİ'DEN KAT KAT ÜSTÜNDÜR


- Bir DİYANET İŞLERİ RİYASETİ makamı vardır...

Bu makama merbut MÜFTÜ, HATİP, İMAM gibi vazifeli bir çok memurlar bulunmaktadır...

Ancak burada vazifeli olmayan bir çok insan da görüyorum ki, aynı kıyafet iktibasında devam ediyorlar...

Bu gibiler içinde çok CAHİL, hatta ÜMMİ olanlarına tesadüf ettim...

Bilhassa bu gibi CÜHELA, bazı yerlerde halkın mümessilleriymiş gibi onların önüne düşüyorlar.

Halkla doğrudan doğruya temasa, adeta mani teşkil etmek sevdasında bulunuyorlar!.. (30.8.1925)

- Softa sınıfının DİN SİMSARLIĞI'na müsaade edilmemelidir!..

DİN'den maddi menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir!!!.

Her SARIKLI'yı HOCA sanmayın!..HOCA olmak SARIK'la değil; KAFA'yladır!..

Kimileri ÇAĞDAŞ olmayı KÂFİR olmak sanıyorlar!..

Asıl KÜFÜR onların bu zannıdır...

Bu yanlış yorumu yapanların amacı İSLAM'ın KÂFİRLER'e TUTSAK olmasını istemek değil midir?..

Ben şahsen onların düşmanıyım!..

Onların MENFİ İSTİKAMET'te atacakları bir yalnız benim ŞAHSİ İMANIM'a değil; o adım benim MİLLETİN HAYATI'na karşı bir KASIT, MİLLETİMİN KALBİ'ne havale edilmiş ZEHİRLİ bir HANÇER'dir!..

Benim yapacağım şey mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir!...

Bunu temin edecek kanunlar olmasa, herkes çekilse, kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm!.. (20.3.1923)

- Ölülerden medet ummak medeni bir toplum için yüz karasıdır!..

Bugün ilim ve fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin saçtığı ışık karşısında filân veya falan şeyhin irşadıyla maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların medeni TÜRK toplumunda varolabileceğini asla kabul etmiyorum.

Efendiler ve ey millet!..

İyi biliniz ki, TÜRKİYE CUMHURİYETİ şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz!..

En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. (30.8.1925)

- Tekkeler, zaviyeler irtica menbaları ve cehalet damgalarıdır...

TÜRK MİLLETİ böyle müesseselere ve onların mensuplarına tahammül edemezdi, ve etmedi!

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit İLİM'dir, FEN'dir...

İLİM ve FEN'nin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir!.. (22.9.24)

- TAASSUB, CEHL'e istinad eder. O halde halkı TENVİR ediniz. (16.1.23)

- HZ. ÂDEM ALEYHİSSELAM'dan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar nebiler, peygamberler ve elçiler gönderilmiştir...

TÜRK MİLLETİ'nin ATA'sı, NUH ALEYHİSSELAM'ın oğlu YAFES'in oğlu olan kişidir. (3.3.1924)

- Fakat ALLAH, PEYGAMBERİMİZ vasıtasıyle en son dini, medeni hakikatleri verdikten sonra, artık insanlıkla aracıyla temasta bulunmaya lüzum görmemiştir...

İnsanlığın İDRAK derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması, her kulun doğrudan doğruya İLÂHİ İLHAMLAR'la temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur...

Ve bu sebepledir ki, CENAB-I PEYGAMBER HATEM-ÜL ENBİYA (peygamberlerin sonuncusu ve incisi) olmuştur. Ve KİTAB'ı, KİTAB-I EKMEL'dir (Tam anlamıyla olgunlaşmış, tamamlanmış kitap)!..(3.3.1924)

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
***************************

ATATÜRK bu bölümde DİN TARİHİ dersi veriyor...

TÜRKLER'in HAZRET-İ NUH'un oğlu YAFES'in soyundan geldiğini belirtiyor!..

Gerçekten de ŞECERE-İ TÜRK başta olmak üzere eski kaynaklarda YAFES'in oğlunun adı TÜRK olarak geçer...

TEVRAT'a baktığımızda YAFES'in oğullarının adları GOMER(SÜMER), MAGOG(MOGOL), CAVAN, TUBAL ve Tİ'RAS'ı görüyoruz...

Hıristiyan tarihçiler bile TÜRKLER'i GOG-MAGOG soyuna bağlar...

Öte yandan GOMER'in bir oğlu da TOGARMA'dır!..

CAVAN'ın bir oğlu ise TARŞİŞ'dir...

PERSLER'in TÜRKLER'e TURUŞKA dediği hatırlanırsa, ATATÜRK'ün neden TÜRK TARİHİ'ni HAZRET-İ NUH'a kadar götürdüğü anlaşılır...

Kil tabletler M.Ö. 3000'den itibaren bölgede TOURKİ ve TURUKKU adlarında iki büyük kavimden söz etmektedir... Bu konulara başka bir yazımızda devam edeceğiz.


ATATÜRK daha sonra HİLAFET meselesinin özüne giriyor.


Hemen belirtelim ki, CUMHURİYET tarihinde gelmiş geçmiş Devlet Başkanı, Başbakan, Parti Başkanları arasında DİN üzerine en çok konuşma yapan kişi Erbakan, Erdoğan falan değildir, ATATÜRK'tür!..

Ötekiler hep DİN'i POLİTİKA'ya alet etmek için ağızlarına alırken, ATATÜRK DİN TARİHİ'ni, DİNİ OLAYLAR'ın, AYET ve HADİSLER'in yorumlarını dile getirmiştir...

Yukarda ÜLEMA'nın bozulmasını anlatırken yaptığı gibi...


Görüldüğü gibi, ilk 4 HALİFE'nin başa geçmesi ve görev yapması, İSLAMİ DEVLET YÖNETİMİ için bulunmaz bir örnektir...

Bu uygulamanın özelliklerini ATATÜRK kadar farkeden biri daha çıkmamıştır!..

Uygulama TÜRK DEVLET GELENEĞİ'ne benzer olduğu gibi, BATI TARZI DEMOKRASİ'den de kat kat üstündür.

ATATÜRK önce LİDER seçiminde kriter olarak üç unsurun ortaya çıktığını, bunların AKRABALIK, GEÇMİŞ HİZMET ve EN GÜÇLÜ TEMEL UNSUR olduğunu belirtiyor...

Ve sonuncusunu EN GERÇEKÇİ olarak değerlendiriyor.

Bilindiği gibi MEKKELİLER de, MEDİNELİLER de, PEYGAMBER'in SÜLALESİ de HALİFE'nin kendilerinden olmasını istemişlerdi...

Hatta bugünkü SÜNNİ-Şİİ sürtüşmesinin kökü, HAZRET-İ ALİ'nin AKRABA olmasına rağmen HALİFE seçilmemesine dayandırılır...

Bazıları onun PEYGAMBER'in AMCA'sının OĞLU olduğunu, bu yüzden HALİFE olması gerektiğini hala iddia eder... Halbuki EBU CEHİL de PEYGAMBER'in AMCA'sı idi!..

O takdirde onun oğullarına aynı imtiyazın tanınması gerekirdi!..

Bazıları ise HAZRET-İ ALİ'nin PEYGAMBER DAMADI olduğunu, bu yüzden HALİFE olmaya HAK kazandığını öne sürer, hem de hala!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 60
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA   Cuma Tem. 24, 2009 7:10 pm

Halbuki PEYGAMBER'in başka kızları, ve damatları olduğu gibi, HAZRET-İ OSMAN iki kızıyla birden evlendiği için İKİ kere DAMAD'ı idi, o zaman onun ilk HALİFE olması daha mantıklı olurdu!..

Zaten HAZRET-İ HASAN, PEYGAMBER SOYU'nun HALİFE olmasının şart olmadığını, hatta mahzurlu olduğunu farketmiş, bu yüzden HALİFELİK'ten çekilmiştir!..

Bu gerçeği göremeyen ve kendisini uyaran ağabeyini dinlemeyen HAZRET-İ HÜSEYİN ise HİLAFET yolunda başını vermiştir...

Ancak hemen belirtelim ki, 12 İMAM'ın daha sonra gelenleri, hiç bir zaman HİLAFET davası gütmemiş, MANEVİ LİDERLİK olan İMAMET ile yetinmiştir.

GEÇMİŞ HİZMET'e gelince; MEDİNE HALKI'nın, yani ENSAR'ın İSLAM'ın en sıkıntılı dönemindeki hizmeti inkar edilemez...

Ama bu İLELEBED görev almak için de yeterli bir sebep olamaz.

ATATÜRK "KUVVETLİ ve NÜFUZU OLAN KAVİM'in, MİLLET'e ve HİLAFET'e varis olmasının diğer görüşlere tercihi tabiidir" diyerek bugünkü yönetim sistemimize de ışık tutuyor...


ATATÜRK; HİLAFET'i, MÜSLÜMANLAR arasında bir BAĞ, onları TEK güç yapacak bir İLAHİ SIR ve HİKMET olarak değerlendiriyor...

Esas varlık sebebini de FESADIN GİDERİLMESİ, ASAYİŞİN KORUNMASI, SAVAŞ İŞLERİ'nin düzenlenmesi, ve HALKIN İYİ İDARESİ diye belirtmiş...

Bunlar kurulan İSLAM DEVLETİ'nde HALİFE'nin DEVLET BAŞKANI olmasını sağlamış ve GÖREVLER'ini teşkil etmiştir.


HALİFE'ye BİAT, onun LİDER olduğunu kabul ettiğini ve emirlerine itaat edeceğini gösterir.

Bu noktadan sonra MUHALEFET olmaz!..

Ancak MÜZAKERE olur...

MÜŞAVERE olur...

MEŞVERET olur!...

Yani, BATI tarzı DEMOKRASİ'lerde olduğu gibi başa geçemeyen güçlülerin ne pahasına olursa olsun İKTİDAR'ı yıkmak için gösterdikleri faaliyet; İSLAM DEVLET ANLAYIŞI'nda yoktur!...

Şiiler dahi, bütün diğer iddialarına rağmen, HAZRET-İ ALİ'nin HAZRET-İ EBUBEKİR'e ve diğerlerine BİAT ettiğini, onları yıkmaya çalışmadığını, tam tersine birlikte çalıştığını kabul ederler...



BİAT, yani LİDER'e RIZA göstermek, bir nevi oydur, tercihtir...

Yani, aile reislerinin, kabile şeflerinin çoğunluğunun rıza göstermediği kişi LİDER olamaz!..

Aile reisi de, kabile şefleri de fertlerin RIZA'sı ile varlıklarını sürdürürler...

Hepsinin GÜÇLÜ, TECRÜBELİ, AKILLI olması ise vazgeçilmez kuraldır!..

Çünkü GÜÇ, İKTİDAR'dan ayrılmaz!...



BATI tarzı DEMOKRASİ'nin yutturmacası işte bu noktada gizlidir...

Hiç bir gücü olmayan fertlerin İKTİDAR'ı seçtiği öne sürülür, ancak YÖNETİM'dekileri esas seçtiren ve kullanan belirli GÜÇ ODAKLARI'dır...

Bunların en başında İŞ ADAMLARI, MAFYA ve MASONLAR, ve geri kalmış ülkelerde YABANCILAR gelir!...

Aman uyumayalım...



ATATÜRK bundan sonra HAZRET-İ EBUBEKİR'in vefatından önce en uygun kişi olarak gördüğü HAZRET-İ ÖMER'i HALİFE yapmalarını vasiyet ettiğini, CUMHUR'un yani HALK'ın ileri gelenlerinin bunu kabul ve ona BİAT ettiğini anlatıyor...

Arkasından adaletiyle meşhur HAZRET-İ ÖMER'in, büyüyen İSLAM DEVLETİ'nin yeni meseleleri karşısında hep "görevini bihakkın ifa edememek" endişesini taşıdığını belirtiyor...



Bu ne büyüklüktür YARABBİ!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 60
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA   Cuma Tem. 24, 2009 7:11 pm

O kişi ki, komutanlar ve gazilerin ganimetten aldıkları paylarla çok zenginleştiklerini, böylece hem şımarabileceklerini, hem de azarak görevlerini unutabileceklerini düşünerek İSLAM DEVLETİ'nin temel kurallarından birini, İKTA sistemini devreye sokmuştur...

Böylece ganimet malını dağıtmış, ama "TOPRAK DEVLET'İNDİR" diyerek 1200 yıl ARABİSTAN'ı, AFRİKA'yı, ANADOLU'yu ve AVRUPA'daki toprakları iyi muhafaza etmemizi sağlamıştır...

OSMANLI DEVLETİ'nin yıkılışı, TANZİMAT'la birlikte ve BATI'nın istediği yönde bu TOPRAK DÜZENİ'nin bozulmasından dolayı olmuştur...

Bütün bunlara rağmen HALİFE iken bile yamalı hırka ile dolaşan bu yüce insan, "görevini ifa edememek"ten korkuyor!..



HAZRET-İ OSMAN'ın HALİFE seçilmesi gene bir MÜZAKERE sonucu olmuş, HAZRET-İ ALİ ilk defa bu toplantıda kendini aday göstermiştir...

Ancak kararda OSMAN çıkınca, BİAT'tan kaçınmamıştır!..



HAZRET-İ OSMAN'ın yaşlı olması, bazı idari kararlarında hata yapması, hakkında "akrabalarını kayırıyor" dedikodularının çıkmasına ve isyanlara sebep olmuştur...

Ama ALEVİLER'in de kabul ettiği gibi, HAZRET-İ ALİ soyu bu isyanlarda yer almadığı gibi, OSMAN'ı savunmuşlardır... Ne var ki, ATATÜRK'ün çok güzel ifade ettiği gibi, FİTNE KAPISI bir kere kırılmıştır.



Durumu HAZRET-İ ALİ'nin başa geçmesi de düzeltememiştir...

O da ÖMER ve OSMAN gibi ŞEHİT edilmiştir!.. Oğlu HASAN zehirlenmiş, HÜSEYİN ise meşhur KERBELA vak'asında gene ŞEHİT düşmüştür.



ATATÜRK bu noktada HİLAFET'in SALTANAT'a döndüğünü belirtir...

Bu sözüyle PEYGAMBER'in, "Benden sonra HİLAFET ancak 30 yıldır. Ondan sonra ısırıcı SALTANAT'a dönüşür," hadisine atıfta bulunur!..

Arkasından bu tarz HİLAFET'in 1069 yılından itibaren SELÇUKLU sultanlarının himayesine girdiğini, 1256'da da MU'TESİM'in HÜLAGU tarafından öldürülmesiyle HİLAFET'in son bulduğunu söyler.



ABBASİ soyundan bir kişinin MISIR'a kaçması ve MEMLÜKLER tarafından HALİFE ilan edilmesi, gerçekte hiç bir mana ifade etmez.



Bu tarz SALTANAT bile olmayan göstermelik HİLAFET, YAVUZ SULTAN SELİM'in (ki, ATATÜRK kendisini HAZRET-İ SELİM olarak anar) 1517'de MISIR'ı fethetmesiyle biter!..

Yerine tekrar KUVVET'e, LİDERLİK vasfına dayanan; himaye edilen değil de, TEB'ASINI HİMAYE EDEN ve SALTANAT'la birlikte mütalaa edilen bir HİLAFET doğar!...

Ve 400 yıl devam eder.



MEKKE ve MEDİNE'yi de alan YAVUZ'dan sonra, HALİFE olduğunu bütün dünyaya hissettiren tek padişah, SULTAN 2. ABDÜLHAMİD'dir!..

İSLAM DÜNYASI nasıl TATARİSTAN, BAŞKURDİSTAN, KIRIM gibi ülkelerin MÜSLÜMAN olmasını CENGİZ'in torunu TİMUR'a; HİNDİSTAN, AFGANİSTAN, PAKİSTAN gibi diyarların MÜSLÜMAN olmasını TİMUR'un torunu BABÜR ŞAH'a borçluysa; MALEZYA, ENDONEZYA, FİLİPİNLER gibi uçsuz bucaksız UZAK DOĞU ülkelerinin MÜSLÜMAN olmasını da HAZRET-İ ABDÜLHAMİD'e medyundur.



Biz burada SALTANAT HİLAFET'ten ayrılır mı, ayrılmaz mı münakaşasına girmeyeceğiz...

Bunu ilerdeki bir yazıda ele alacağız HİLAFET'in şu andaki durumunu da aşağıda belirteceğiz...

Ancak hemen söyleyelim ki, ATATÜRK HİLAFET'i aslında KALDIRMAMIŞTIR!..

Hatta SALTANAT; HAKİMİYET, HÜKÜMRANLIK GÜCÜ anlamında kabul edilirse; SALTANAT'la HİLAFET birbirinden AYRILMAMIŞTIR bile!..



Bu gerçeği ATATÜRK, "HİLAFET MAKAMI, MAHFUZ olarak HAKİMİYET ve SALTANAT makamı olan TBMM'DİR!.." şeklinde ifade ediyor!..

Bu suretle "HİLAFET MAKAMININ, beceriksiz bir kişinin elinden alınarak YÜCELTİLDİĞİ"ni söylüyor!..

HİLAFET'i "kaldıran" 309 sayılı karar, "TÜRKİYE DEVLETİ, HİLAFET MAKAMININ İSTİNATGAHIDIR" der...

Gözlerden, kulaklardan saklanan durum budur!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 60
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA   Cuma Tem. 24, 2009 7:12 pm

ATATÜRK, 16.1.23 tarihli konuşmasında "HİLAFET ve SALTANAT'ın ayrılışı" demesi, ABDÜLMECİT'in PADİŞAH DEĞİL, sadece HALİFE olduğunu göstermesi, yani FİİLİ DURUM'u ifade etmesi açısından gerçeğin ta kendisi!...

Üstelik GÜÇ ve KUDRET kaynağı görülen HALİFE'nin İSLAM ÜLKELERİ üzerinde böyle bir etkisi olmadığı, bilhassa ARAP DİYARI için doğru!...

Ama hemen arkasından HALİFE makamını mahfuz tutuşlarını da, "ESARET altındaki MÜSLÜMAN ÜLKELER ile bir RABITA sağlaması" dileğine bağlıyor!...



Yani, bizim anlayışımıza göre, ATATÜRK ne 16.1.23 günkü konuşmasında, ne de ondan bir yıl sonra 3.3.24 tarihli konuşmasında HİLAFET MAKAMI'na hakaret etmemiştir, küçük görmemiştir!..

O, sadece mevcut durumu, hakikati dile getirmiştir...

HİLAFET'i, bugün dahi TÜRKİYE'nin ve İSLAM DÜNYASI'nın yararına olduğu takdirde DEVREYE GİREBİLECEK bir konumda bırakmıştır!..

Ne yazık ki, bilhassa ARAP dünyası TÜRKLER'in karşısındadır.

Hatta DÜŞMAN'dır!..

Özkan BOSTANCI
ozkanbostanci.blogcu.com
--
..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TÜRK DİLİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDA
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» TARİF ÖĞRETİLİR!
» GAZNELİLER
» Yunus Emre
» KONUKPAY SÜLALESİNİN TARİHİ
» Ali izzet: Drina Seni Hatırlar/Tarık Sezai KARATEPE

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
SEALDREAM  :: TARİH-
Buraya geçin: